Arzularımız Bize İyi Gelmek Zorunda Mı?

Bugün yine terapi seansım vardı. Kendimi en güvende hissettiğim yer terapistimin ve pilates hocamın yanı. İkisinden de ömrüm boyunca vazgeçebileceğimi düşünmüyorum. Neyse. Terapistimin “Arzuladığın şeyin senin için iyi olacağının garantisi yok.” demesi üzerine bir süre düşündüm. Bu ara hep düşünüyorum ama düşünceler ipini kaçıran uçurtmalar gibi dolanıp duruyorlar tutamıyorum. En sonunda aslında sakin kalabilsem mantıklı kızım aslında diyip devam ediyorum hayatıma.

 8

Terapistimle bir süredir romantik ilişkiler üzerine çalışıyoruz ve ben iflah olmaz bir danışanım. Kadın ne derse hep tersini yapıyorum. Arzulamak üzerine düşündüğümüzde ele aldığımız ilk soru “Onu neden arzuluyorsun?” oldu. Bence bu sorunun bir cevabını bulmak çok zor. Zaten cevabını buluyorsak arzuladığımız şeyi somutlaştırmış oluyoruz ve böylelikle erişilmesini daha kolay hale getiriyoruz. Ancak cevabını bulamadığımız için mütemadiyen arzulamaya devam ediyoruz. O cevabı bulsak sorun çözülecek, bulamıyoruz. Arzuyu romantize eden gerçekleşmemesiyle kurduğumuz ilişki. Oysa gerçekleşse belki de hayal ettiğimiz kadar bizi etkilemeyecek.

Peki, bir şeyi arzulamamız onun bizim için doğru olduğu anlamına gelir mi? Ya da arzularımız bize iyi gelmek zorunda mı?

Bazen “istiyorum” ile “ihtiyacım var” kavramlarını birbirine karıştırıyoruz. Birini istemek onunla birlikte olmamızın bize iyi geleceği anlamına gelmiyor. Ancak biz isteğimizi bir ihtiyaç haline dönüştürerek arzumuzun bizi ele geçirmesine izin veriyoruz. Onu, o şeyi ne kadar istersek isteyelim elde ettiğimiz zaman hayalimizdeki berraklığını koruyamayacak. En basitinden zamanla ona alışacağımız için başta ne kadar arzuladığımızı bile unutacağız. Zaman arzuların da en büyük düşmanı. Tıpkı aşkından öldüğü Anna Karenina’ya duyduğu arzuyu zamanla yitiren ve kadının ölümüne seyirci kalan Vronskiy gibi. Vronskiy kariyerini ve itibarını Anna’ya duyduğu yakıcı aşk uğruna feda etti; Anna’yı elde edince ise geriye tatminsiz bir hayat ve bir boşluk kaldı. İnsan arzusunun peşinde koşarken zaman içinde kayboluyor ve arzusunun neye karşılık geldiğini kestiremiyor. Bazılarımız elde ettiklerimizin kurbanı olurken bazılarımızsa nankörü oluyoruz. Halbuki arzumuzun kökünü bulup doğru soruları sorabilsek belki de onlarla ahbaplık kurabiliriz.

Bu konuya dair en net sözü ise değerli bir arkadaşım söyledi: İnsan elde ettiğinin nankörü, ulaşamadığının arsızıdır. (H.Ö)