Öğrencilerime son iki gündür tepkime enerjisi konusunu anlatıyorum. Bu konuyu anlatırken termodinamikten bahsettim ve ufak bir düşünme yolculuğuna başladım. Termodinamiğin yasaları üzerine düşünürken bunların insan hayatına dair ilginç metaforlar sunduğunu fark ettim. Baştan söylemekte fayda var, buradaki söylemler tamamen metaforik anlatımdır. Yoksa koskoca termodinamiğin insan ilişkilerini açıklayacak hâli yok.
Termodinamiğin sıfırıncı yasası der ki: Sistemler temas hâlindeyse aynı sıcaklığa ulaşana kadar ısı alışverişine devam ederler. Eğer A ile B ve B ile C termal dengeye ulaştıysa otomatik olarak A ile C de termal dengededir.
Bunu insan ilişkilerine nasıl uyarlayabiliriz diye kendimle biraz hasbihal yaptım. Aslında bu denge meselesi bizim kültürümüzde de oldukça vurgulanan bir konu. Hep derler ya, “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” Ya da “En çok vakit geçirdiğin beş insanın ortalamasısındır.” diye. Sıfırıncı yasa da buna benzer çıkarımlar sunuyor. Sık zaman geçiren insanlar bir süre sonra aynı termal dengeye ulaşıyor ve birbirlerine benzedikleri görülüyor. Kiminle temas ettiğimiz bizim enerjimizi belirleyen en önemli faktörlerden biri. O yüzden kimlerle ilişki kurduğumuza çok dikkat etmemiz gerekiyor.

Sıfırıncı yasayı romantik ilişkiler ekseninde de tarttım. Termal dengeye ulaşmak için sıcak olan sistemin soğuması; soğuk olan sistemin ise ısınması lazım. Eğer iki insanın geçinmeye gönlü varsa ortak paydaya ulaşmak için ikisinin de çaba harcaması gerekir. Örneğin, bir taraf kendini korumak adına biraz temkinli yaklaşıyor, diğer tarafsa daha açık ilerlemek istiyorsa orta noktada buluşmak biraz zaman isteyebilir. Bu durumda temkinli olan tarafın yavaş yavaş ısınması ve ilerlemesi; açık tarafın ise bazen geride durup onun ilerlemesi için alan açması gerekebilir. Birlikte ortak bir dengeye ulaştıklarında ise o dengeyi koruyarak ilerleyip sağlıklı bir ilişki yaşayabilirler.
Geldik termodinamiğin birinci yasasına: Enerji yoktan var olmaz, vardan yok olmaz; yalnızca şekil değiştirir. Bu yasayı genel olarak tüm ilişkiler adına düşündüm. Derinlemesine baktığımızda hiçbir ilişkide harcadığımız çaba boşa gitmiyor. Karşı taraf için yaptığımız fedakârlıklar, harcadığımız duygusal enerji çoğu zaman bize geri dönüyor. Bir ilişki sürsün diye çaba harcarız ancak harcadığımız çabanın karşılığını görmediğimizde harcadığımız enerji bize tahammülsüzlük, kırgınlık hatta öfke olarak bile geri dönebilir. Ya da bir ilişki bittiğinde orada kalan enerji tamamen yok olmaz; hayata dair güvenimizi zedeler, insanlara dair kayıtsızlığımızı artırır.

Mesela bu yasayı düşünürken aklıma İlk ve Son dizisinden bazı kesitler geldi. İkinci sezonda Nilüfer ve Cihan, enerjileriyle birlikte ilişkilerini de tükettiklerinde bir öğle vakti boşanma protokolünü imzalamak için buluşuyorlar. Harcadıkları emekler, döktükleri gözyaşları aralarında aşılmaz bir duvar örmüş ve mesafeleri aşamayacaklarını fark eden ikili, ağır bir kasvet içinde sonlarını imzalıyordu. Ne acı, değil mi? Söyleyemediğimiz her söz, itiraf edemediğimiz her duygu o kişiyle aramıza bir taş daha koyuyor, sonra da o taşları aşamadığımız için artık ona ulaşamıyoruz.
İkinci yasa benim favorimdir. En basit hâliyle anlatmak gerekirse, bir sistem daima düzensiz olmaya eğilim gösterir. Sistemin düzenli olması içinse mutlaka dışarıdan bir enerji gerekir. İnsan ilişkilerini bu yasadan daha iyi açıklayan bir kural olamaz. Zira kendi hâline bırakılan her ilişki bitmeye mahkûmdur. Sonuçta ilişkilerimiz ilk günkü heyecanını her daim koruyamazlar ve bu durumda da kaosa sürükleniriz. Dolayısıyla bir ilişkinin ayakta kalması ve kaosa yenilmemesi için dışarıdan bir enerji şarttır. Bu enerji fedakârlık, küçük sürprizler, ufak kaçamaklar, samimi bir göz teması, sağlıklı bir sohbet ya da en basitinden açık bir iletişim bile olabilir.

Üçüncü ve son yasa ise kısaca mutlak sıfır noktasına ulaşmanın imkânsız olduğunu söylüyor. Mutlak sıfır evrendeki en soğuk noktadır ve oraya yaklaşmak mümkün olsa da tamamen erişmek mümkün değildir. Yani evrende hiçbir madde mutlak sıfıra ulaşıp hareketsiz kalamaz. Aynı durum ilişkilerimiz için de geçerli. Hayatımızdaki hiçbir ilişkinin mutlak sıfıra ulaşması, yani kusursuz olması beklenemez. En basitinden, biz bile kusursuz olamayız ki: İnsanız. İlişkilerimizden ya da karşımızdaki kişilerden bunu beklemek onlara bir haksızlıktır. Dolayısıyla mutlak sıfıra ulaşmak için ilişkiyi ve karşımızdakini zorlamak, kontrol altında tutmaya çalışmak sistemin yapısını bozar.

Belki de mesele sistemlerimizi kusursuz hâle getirmekten vazgeçip sistemin işleyişini fark etmektir. Hangi ilişkilerimizin bize enerji verdiğini, hangilerinin enerjimizi sömürdüğünü; kimin yanında ısındığımızı veya soğuduğumuzu görmemiz gerekir. Harcadığımız enerjinin sağlıklı bir dönüşüm geçirerek bize ulaşmadığı, sadece bitişi ertelediği noktada ise oturup düşünmeliyiz.
İşin özü: Sistemlerimizi bozmadan, sakin sakin ilerleyebilmek için termodinamik yasalarına uyum sağlamalı ve geçinmeye gönlümüz yoksa araya bir “Bay bay” ekleyerek devam etmeliyiz.
