Bizim Hikayemiz Senden Uzun Mu Osman

Osmanlar, Osmanlarımız… Herkesin bir Osman’ı vardır; yarım bırakan bir Osman. Kıyamayız ama Osmanımıza. Osmanım da Osmanım. Ve hepimizin hikayeleri Osmanlardan uzundur. Peki, hepimiz Aylin Balboa kadar cesurca veda edebiliyor muyuz Osmanlarımıza? Ben edemiyorum. 

20 bölüme ayırdığı veda günlüğünü “Başka bir hayatta görüşmek üzere. Astalavista Osman!” diye bitiriyor Aylin Balboa. Hangi dilde olursa olsun veda etmek insanı eksiltiyor. Kimi zaman insanlara duymak zorunda olduğumuz güvenden bir-iki kırıntı kopuyor, kimi zaman da hayatın akıp giden sularının kaldırma kuvvetine duyduğumuz inanç azalıyor. Hele de henüz tamamlanmamışsa hikayemiz. Balboa’nın hikayesi bir veda hikayesinden çok bir yarım kalmışlık hissi uyandırıyor. Sanki veda etmek zorunda kalmış olsa bile henüz söyleyecekleri bitmemişti Osman’a.

Bazen sözlerimiz ipi salınan bir uçurtma gibi uçup gitmek istese bile uçamayıp bir direğe asılı kalacağını biliriz. O yüzden söyleyemediklerimizi boğazımıza yumru, kalbimize ince bir sızı veya midemize kramp yapma uğruna yutarız. Biliriz ki bizim Osman laftan anlamıyor, anlamayacak. Osman’ı illa cinsiyetle sınırlandırmamıza gerek de yok. Bazen en yakınımız bile bir Osman’a dönüşür, anlatamayız. 

Bazen de bizi Osmanımızdan ayıran tek şey mesafelerdir. Aşmak isteyip de aşamadığımız, küfürleri arka arkaya savurduğumuz ve bizi olduğumuz yerden nefret ettiren mesafeler. Mesafelere rağmen gülüşünü duyarız Osman’ın; bize seslendiğini içimizin titremesinden hissederiz de işte ulaşamayız. Hoşçakal diyen gözlerini hayalimizde canlandırır devam ederiz yaşamaya. Bazı yarım kalmışlıklara veda bile edilmiyor. 

“Kendini yapayalnız hissettiğinde, hiç kimse seni duymuyormuş gibi geldiğinde ne yapıyorsun?” “Oturup geçmesini bekliyorum.” diyor Balboa. Başka ne yapabiliriz ki? Akıp giden zamanın kaldırma kuvvetine güvenmekten başka çaremiz kalmadığında sadece bekleyebiliriz. Belki bir ellilik ısmarlayıp beklemeyi keyifli hale getirir ya da yol arkadaşlarımıza koşarız. Osman bizi anlamasa bile onlar anlar çünkü. Bazen onlar da anlamaz ama anlamak için çaba harcadıklarını görmek bile yeter çoğu zaman. Osman’ın değil onların canı sağ olsun. 

Yine de Osman’la bağı bir noktada koparmak gerekiyor. Yoksa o bağ uzadıkça uzuyor ve bizi hayatta tutan tek şey bağın ucunda Osman’ın varlığını bilmek oluyor. Bağı kestiğinde ise hayatla tek başına kalıyorsun. Osmansız bir hayata alışmaktansa Osman yavaş yavaş gitsin istiyorsun. Ona da Osman’ın gönlü razı değil. İçimizdeki şarkıları susturup gidiyor Osman.

 “Bir gün şeklini şemailini unutsam da hayatımın bir döneminde seni çok sevdiğimi hiç unutmayacağımı biliyorum.” Biz de biliyoruz Aylin Hanım. Biz de Osmanlarımızı çok sevdiğimizi unutamayacağımızı ama bir gün onun gülüşünü, sakalındaki turunculukların yerlerini, köpeğinin en sevdiği oyuncağı unutmak zorunda kalacağımızı biliyoruz. Yine de yaşanan, yaşanamayan her ihtimale rağmen yolculuklarına bizi dahil ettikleri ve müsait bir yerde indirdikleri için teşekkür ederiz. Arrivederci.