Dün terapistim bana “Hayata, seninle aynı soruları soran insanları buluyorsun.” dedi. Dakikalarca bunun üzerine düşünürken dakikaların yetersiz olduğunu fark ettim ve en yakın arkadaşıma anlattım. Onunla birlikte düşündüğümüzde cevap bulma sürecimiz kısalıyor. Sohbetimiz esnasında da şunu düşündüm: Hayata sorduğumuz sorularla tarot kartlarına yönelttiğimiz sorular birbirinin aynısı. Peki, bu soruları hayata sorup cevabı göğüslemektense neden tarot kartlarının insafına kendimi bırakıyorum?
Tarot kartlarımı çok sevdiğim için bu sorunun üzerine düşünmeyi reddettim ve terapistimin söylediğine odaklandım: Hayata benimle aynı soruları soran insanları bulmak. Hepimiz bir noktada hayata bizimle aynı soruları soranlarla aynı masaya oturmak istemez miyiz? İsteriz; ancak bu masa, cevabı bulmamıza yardımcı olur mu? Olmaz. Neticede bir insan kendi sorusunun cevabını arıyorken senin soruna cevap vermek için gayret gösteremez. Terapistimle tam olarak bunu konuştuk. Ben hâlâ aynı soruyu soran insanların aynı güzergahta ilerlerken birbirlerine cevap verebileceklerine inanıyorum. Zaten sorularımızın cevabını ancak ve ancak biz bulabiliriz, sorudaşlarımız bize eşlik edebilir sadece. Cevabı bir başkasının gözlerinde aramak, kendimizin oryantasyon sürecine ciddi zarar verebilir.

Hayata sorduğumuz soruların cevabını bulmak için önce cevapla yüzleşme cesaretine sahip olmalıyız. Son zamanlarda hayata hep “İyileşecek miyim?” diye sordum ve cevabın “Evet!” olduğunu biliyordum. Ancak bununla yüzleşecek cesaretim yoktu. Çünkü iyileşmek için yeteri kadar güçlü olduğuma inanmıyordum ve acı çekmek daha kolay geliyordu. Bazı ahtapot türleri yumurtalarını bıraktıktan kısa bir süre sonra ölüyormuş ya ben de aynı şekilde yumurtalarımı bırakıp ölmeyi bekliyordum. Ama ölüm, adını kolayca anabildiğimiz kadar kolay bir eylem değil. Gerçi hareketsiz olduğumuz için eylem olup olmadığı da tartışılır.
Velhasılkelam, ölüm gibi bir şey olsa da kimse ölmüyor. O yüzden kaybedenler kulübü modunu uzun süre aktif tutmanın pek bir faydası yok. Bazen mükemmel pas gelse bile koşullar gereği direğe nişan alabiliriz. Olsun. Arada olur bazen. Sonuçta maç doksan dakika, önümüze daha ne paslar atılır. Sabri Sarıoğlu değilsek bir iki gol patlatırız gibi.

Her ne yaşarsam yaşayım, galiba hayata benimle aynı soruları soran insanları sarıp sarmalayacağım. Birlikte debelenerek cevap ararız; biri yarı yolda cevabı bulur ve aramızdan ayrılırsa arkasından su döker uğurlarım. Terapistime göre cevabı zaten bulmuş biri hayata daha farklı bakabilirmiş. Neresinden bakarsan bak hayat, hayat değil mi? Suyu çok bulandırmamak lazım ki rahat yüzebilelim. Yoksa cevapların arasında kaybolup sormamız gereken soruyu da unuturuz maazallah.
