Günümüzde “ayrılık” dendiğinde hep romantik ilişkilerin bitmesi geliyor akla. Arkadaş ayrılığı ise çok az insanın aklına geliyor. Bence asıl can yakan ayrılık, arkadaş ayrılığı. Bazı arkadaşlıklar son söz bile söylenmeden bitiyor, bazı arkadaşlıkları mesafeler bitiriyor; bazılarını ise artık atmayan kalpleri bizden ayırıyor. Her ne şekilde olursa olsun arkadaş kaybı içimizde kocaman bir boşluk bırakıyor.
Sex and The City’nin 6 sezonu boyunca dört dostun hayatından nice erkek geçiyor. Hatta son sezonunda Big, Carrie için “Onun hayatında dördüncü olmak bile zor.” benzeri bir söz sarf ediyor. En yakın kız arkadaşlarını ruh eşi olarak bile gördüğü oldu Carrie’nin. Dördü de birbirinden farklı kadınlarken onları bir arada tutan tek bir bağ vardı: Vazgeçmemek. Bir ilişkiyi de özel kılan belki de sadece vazgeçmemektir, her ne olursa olsun.

Rupi Kaur bir şiirinde “Kimse uyarmadı dostlarımızla yaşadığımız bu ayrılığın, söylemediler böyle acıyacağını” diyor. Gerçekten de uyarmadılar. Ebeveynler her daim özellikle kız çocuklarını erkeklere karşı uyardılar ama bir dostu kaybetmenin acısını hiç anlatmadılar. Acaba onların hiç dostu olmadı mı?
Ben bu konuda bazen Nedime Teorisi’nden yararlanıyorum. Tamamen benim uydurduğum bir teori. Düğünümde nedimem olarak gördüğüm insanlar benim Miranda’m, Samantha’m ya da Charlotte’um oluyor ve onlardan vazgeçmemek için fedakarlıkta bulunmaya hazır hissediyorum. Benden hiçbir zaman vazgeçmedikleri için hepsine teşekkür etmem gerekiyor. Vazgeçmek en kolayıyken biz her daim zoru seçen kadınlar olarak devam ettik ve bağımızı ilmek ilmek işledik.

Peki ya mesafeler girince araya? En yakın arkadaşım benden kilometrelerce uzakta olsa da onun sesini her duyduğumda içimde öldüğünü sandığım parçalarım canlanıyor. Birlikte büyümek bu olsa gerek. Her birimiz değişiyoruz ve değişmiş halimizle birbirimizin elini sımsıkı tutmaya devam ediyoruz. Ki zaten değişmemeyi beklemek yersiz olur.
Ya ölüm? Nedimelerimden birinin daha ölümünü görmeden gitmek isterim. Bazen keşke saatlerce kavga etsek, kırıp döksek hatta yeri gelse birbirimizden nefret etsek; yine de birlikte nefes almaya devam etsek diyorum. Aslında sevdiklerimizle kavga edebilmenin bile bir lüks olduğunu, onları kaybetmeden anlayamıyoruz.
Carrie bir bölümde kızlara “Ya hiç tanışmasaydık…” diyor. Ya gördüğüm en güçlü, samimi ve gerçek olan o özel insanlarla tanışmasaydım? Ne kadar eksik hissedeceğimi tahmin bile edemiyorum. Her gün konuşmasak, görüşmesek bile bir yerlerde hala nefes aldıklarını ve bizim için orada olduklarını bilmek güvende hissettiriyor. Son nefesime kadar ben de onlar için burada olmaya devam edeceğim.
